Blog

Mustafa Küçük ile Tanışınca Liderliğin Ne Demek Olduğunu Anladım

7 Temmuz 2026

 

Bugünkü blog yazımı, çok saygı duyduğum ve gerçekten örnek aldığım bir insana ayırmak istedim: Mustafa Küçük.

Bu yazıyı yazdığımdan kendisinin haberi yok. Hatta tanıyanlar bilir; büyük ihtimalle yazılmasını da istemezdi. Çünkü o, yaptığı işleri anlatmayı değil, yapmayı seven insanlardan biri.

1996'da başlayan tekstil yolculuğum

Benim tekstil sektöründeki yolculuğum 1996 yılında başladı.

Uzun yıllar boyunca ihracat firmaları ve uluslararası markalarla çalıştım. O dönemlerde yabancı müşteriler, acenteler ve bitmek bilmeyen baskılar nedeniyle sektörden adeta yorulmuştum.

Derken hiç aklımda yokken bir gün LC Waikiki'ye başvurdum.

Aslında bu benim için tamamen farklı bir dünyaydı. Çünkü o güne kadar neredeyse sadece yurtdışı firmalarıyla çalışmıştım.

Hayatımın en zorlu iş görüşmesi

Görüşmeye çağrıldım.

Karşıma sınavlar çıktı.

Kişilik envanterleri...

Senaryolar...

Vaka analizleri...

Hepsini tek tek geçtim.

Sonra dediler ki:

"Tasarım projesi hazırlamanız gerekiyor."

Bugün olsa bunun için danışmanlık ücreti alırım ama o günlerde büyük bir heyecanla yaklaşık 20 parçalık bir spor giyim koleksiyonu hazırladım.

Artık her şey tamamlanmıştı.

Sırada patronla tanışmak vardı.

Kapının önünde beklerken

Mustafa Bey'in odasının önünde beklemeye başladım.

İnsanlar sürekli girip çıkıyordu.

Herkes işine yetişme telaşındaydı.

Kimse benim orada bekliyor olmamla ilgilenmiyordu.

Sonra kapı açıldı.

"Buyurun."

İçeri girdim.

Hayatım boyunca birçok yöneticiyle çalıştım.

Ama ilk kez bu kadar mütevazı, bu kadar sakin ve bu kadar temiz yüzlü bir insanla karşılaşıyordum.

O güne kadar tanıdığım patronların büyük kısmında "dünyayı ben yarattım" havası vardı.

Mustafa Bey ise bunun tam tersiydi.

Bana gülümseyerek,

"Gel bakalım Kaptanoğlu, otur."

dedi.

İşte o anda bunun sıradan bir görüşme olmayacağını anlamıştım.

Beni en çok şaşırtan soru

Uzun uzun konuştuk.

Tecrübelerim...

Beklentileri...

Yapabileceklerim...

Her şeyi değerlendirdik.

El sıkıştık.

Ben işe alındığımı düşündüm.

Ama hikâye bitmedi.

Beni üç kez daha görüşmeye çağırdı.

Son görüşmede gülerek şunu söyledim:

"Mustafa Bey, ben LC Waikiki'ye değil de sanki dünyanın en büyük lüks moda grubuna giriyorum."

İkimiz de güldük.

Bir CEO neden bir tasarımcının fikrini sorar?

İşte beni en çok etkileyen an buydu.

O dönem yaklaşık 3.500 çalışanın ismini ezbere biliyordu.

Bu bile tek başına inanılmazdı.

Ama daha da şaşırtıcı olan şu soruyu sormasıydı:

"Kaptanoğlu, sence LC Waikiki'de eksik olan ne?"

Düşünebiliyor musunuz?

Şirketin en tepesindeki kişi, benim fikrimi soruyordu.

O an kendimi gerçekten değerli hissettim.

"Hot Mama" hikâyesi

Ben her zaman girişimci ruhlu oldum.

O dönem geliştirdiğim bir hamile giyim markam vardı:

Hot Mama

Kendisiyle dalga geçebilen kadınlar için tasarladığım eğlenceli bir markaydı.

Koleksiyonumu hazırlamıştım.

Hatta Boyner ve YKM'ye satmayı başarmıştım.

Fakat ürünleri konsinye istemeleri nedeniyle üretimi finanse edecek gücüm yoktu.

Proje maalesef rafa kalktı.

Bu hikâyeyi Mustafa Bey'e anlattım.

Yanımda getirdiğim tasarımları gösterdim.

Dikkatle inceledi.

Beğendi.

Ve daha sonra LC Waikiki'nin ilk hamile giyim koleksiyonunun başlangıcında benim tasarımlarımın kullanılması, kariyerimin unutamadığım anılarından biri oldu.

Başarı sadece ciro değildir

Bugün insanlar şirketleri cirolarıyla konuşuyor.

Ben ise liderleri karakterleriyle hatırlıyorum.

Mustafa Bey'i özel yapan şey sadece başarılı bir iş insanı olması değildi.

Onu farklı yapan değerleriydi.

Çocuk sağlığına uygun olmayan bir ürünün gümrükten çekilmesine izin vermediğini duydum.

"Gerekirse zarar ederiz ama hiçbir çocuğun sağlığı riske girmesin."

diyebilen biriydi.

Sel felaketlerinde ise,

"Mala bir şey olsun, insana olmasın."

dediğini hatırlıyorum.

Yaptığı yardımları ise çoğu zaman kimse bilmez.

Çünkü reklam yapmayı sevmez.

Belki de gerçek iyilik tam olarak budur.

Gerçek liderlik nedir?

Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda aklımda kalan şey ne toplantılar ne de koleksiyonlar oldu.

Aklımda kalan, bir yöneticinin çalışanına gerçekten değer vermesiydi.

Bir fikri dinlemesi...

Bir insanı önemsemesi...

Makamını değil karakterini büyütmesi...

İşte gerçek liderlik bana göre budur.

Bugün hâlâ Mustafa Küçük denildiğinde aklıma önce başarı değil, insanlık geliyor.

Keşke daha fazla yönetici insanı merkeze koyabilse...

İnanıyorum ki o zaman sadece şirketler değil, dünya da çok daha güzel bir yer olurdu.