“Çöküş mü, Büyük Sıçrama mı?
13 Nisan 2026
Bunca yıldır çalıştığım ekmek yediğim sektörün son hali içler acısı. Son üç yılda kapanan 5.000 şirket ve 340 bin kişilik istihdam kaybı… Türk tekstil ve hazır giyim sektörü, belki de tarihinin en sert kırılma noktasından geçiyor. Ancak moda dünyasında krizler çoğu zaman yeni hikâyelerin başlangıcıdır. Ve bugün, küresel sahnede tam da böyle bir eşikteyiz. Krizleri fırsata döndüren ülkelerin başındayız.
Asya’da yükselen navlun maliyetleri, Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik gerilim ve ABD ile Avrupa’nın giderek kalınlaşan gümrük duvarları, tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Bu dönüşümün adı: nearshoring. Yani üretimin, pazara daha yakın coğrafyalara kayması. Türkiye ise bu yeni düzenin merkezinde konumlanabilecek nadir ülkelerden biri.
Güçlü üretim altyapısı, esnek koleksiyon geliştirme kabiliyeti ve Avrupa’ya coğrafi yakınlık, Türkiye’yi yeniden cazibe noktası haline getiriyor. Özellikle hızlı moda ve sürdürülebilir üretim arayışındaki global markalar için bu, sadece bir alternatif değil, stratejik bir zorunluluk.
Elbette yapısal sorunlar, maliyet baskısı ve finansmana erişim hâlâ sektörün en kırılgan noktaları. Ancak moda endüstrisi, adaptasyon gücüyle bilinir. Türkiye, bu küresel kaosu doğru okuyabilirse, sadece kayıplarını telafi etmekle kalmayacak; aynı zamanda milyar dolarlık yeni bir hikâyenin başrol oyuncusu olacak. Ama bu durum kalıcı olur mu?